Cemalizim Forumda Aktif
 Uye Numarasi: 1062
 Üye Puanı: 4404 Kayıt: Jan 28, 2007 Mesajlar: 119
Ofline
Level : 9
|
Tarih: Pzr Şub 11, 2007 12:25 pm Mesaj konusu: Bir Misyonerin Türkiye anıları ( Süper ) |
|
|
 |
|
 |
 |
Bizi DestekLemek için Tıklayın
8 Temmuz
İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından
kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; "Hemen başlama, biraz
sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir millettir" filan diye bir
şeyler söyledi, ama aldırış etmedim.
Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır.
9 Temmuz
Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile.
Adam parkta öylece oturuyordu. Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik
ederek saatlerce dinlerken ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi
seyreden simitçi, sonradan o adamın sağır olduğunu söyleyince biraz moralim
bozuldu ama olur öyle şeyler.
11 Temmuz Üçüncü gün;
Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki burada.
Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve dönerken
artık benim altılı çelik tencere takımım vardı. Önemli değil, tencere
gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim.
"Ayıpsın abi, Hazreti İsâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım. Söz verdi, pazar
toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile verdi. O adrese gidersem
bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
21 Temmuz
Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı
ihtiyatkârlık yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.
Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın altıncı
katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar, mobilyasız
bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam lâfa başlarken biri
parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona
gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir nevi
vaaz vermeye başladı. şöyle bir dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan
sonra herkes birbirine sarıldı, yeniden çay ikram edildi. Burayı sevdim,
yarın da geleceğim.
2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz "İsa dedin
de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı. Öyle güzel anlatıyor ki
başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; sonra ortaya sofra geldi. Yemek
yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele cacık!
12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun" diye
sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi geliyor,
meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommy'e mi alsam?
6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler
yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü arkadaşım var
cemaatten.
Bana abdest almayı öğretti caminin avlusunda. Tuvaletleri pek temiz değil
ama abdest çok güzel bir olay. Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini
Protestan etmezsem bana da Mahmut demesinler!
16 Eylül
"Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim.
Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi
çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan okununca "Hadi
camiye gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum. "Neler okuyorsunuz fısır fısır?"
diye sordum.
Öğrettiler. Fatiha çok güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim.
1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar,Müslüman
yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü
öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim.
"Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu' ndan
denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da Mahmut
demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni. Misyondan gelen
aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar aralarında para
toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim. Bugün Mecit'in evine
taşınıyorum.
Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!
6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi,
"Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii aldırış
etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.
9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah
namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum.
Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz.
Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.
21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in
teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin Hoca kıydı
sağ olsun.
Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten, çabucak geçti. Bu sabah
yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden sildiler."
dedi. Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din
değiştirdiğimi sanıyor gerzek.
Halbuki ben...
28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor.
Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden vize
alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün mü'minlerle birlikte
yaşamak istiyorum oysaki.
19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern bir
duruşu var gibi sanki; hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim" şeklinde bir dayılanma.
Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay sonra
çıkıyor:
*"İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".*
Yayıncım, "fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor. |
|
 |
|
 |
|
|